ANA SAYFA


MANİPÜLATİF İKNA TEKNİKLERİ EĞİTİMİ
16 ARALIK'TA İZMİR'DE




ULUSLARARASI KIBRIS ÜNİVERSİTESİ KARİYER GÜNLERİNİN AÇILIŞ KONUŞMACISIYDIM...





Sıkı sıkıya uyguladığım diyetin bir parçası olarak her öğleden sonra yakındaki büyük bir alışveriş merkezine gidiyorum. Bu alışveriş merkezini seçmemin tek sebebi mağazada çalışan hoş kızlar değil elbette. Manav reyonundaki ürünler herzaman taze oluyor. Özellikle salatalık en favori yiyeceğim. O gün yine bir torba salatalık alıp kasaya yöneldiğimde sırada 5 müşteri daha vardı. Önümdeki yaşlı bayan homurdanmaya başladı. Hem kasiyerin yavaş çalışmasından hem de sıradaki müşterinin 3 veya 4 milyonluk alışverişi kredi kartıyla ödemesinden ve bunun yarattığı zaman kaybından şikayet ediyordu. Bir de bunun üstüne hemen önündeki kadının aldığı ürünün üzerinde barkod çıkmadı. Barkod olmayınca da ürünün fiyatı okunmuyor.
Günümüz yöneticilerinin en önemli sorunlarından birisi çalışanların verim düşüklüğünü doğru olarak anlayamamak. Bu sorunu gidermenin en önemli şartı doğru teşhiste bulunmaktır. İş performansı bir dizi faktörlerden etkilenir. Mükemmel bir verimliliği yakalamak için çok sayıda etkenin bir arada bulunması gerekirken verimin düşmesi için tek bir faktör bile yeterli olabilmektedir.
"Doğru İşe Doğru Eleman" konulu bir toplantının sonunda salondan ayrılmak üzereyken 30'lu yaşlarında birisi yanıma geldi. Düşük maaşla çalıştığını bir türlü hak ettiği kadar kazanamadığından şikayet etti. 12 yıldır aynı işyerinde çalıştığı halde ayda 540 YTL kazanıyormuş. "Ne olacak benim halim?" dediğinde "Peki niye zam istemiyorsun?" diye sordum. Keşke sormasaydım... İstemeyi bilmek meziyettir. Patronunuza "Daha çok paraya ihtiyacım. Bu miktar bana yetmiyor" derseniz büyük ihtimalle patronunuz da size "Benim de kazandığım bana yetmiyor. benim de daha çok paraya ihtiyacım var" diyecektir. Herkes paraya ihtiyaç duyar.
Türkiye’de polisiye romanın gelişmemesinin en önemli nedeni suç ve suçlu profilinin çok düşük olmasıdır. Son zamanlar yaşanmış şöyle “akıl dolu” bir suç örneği verebilir misiniz? Yani bir polis dedektifini zorlayacak cinsten. Bilinen en komplike suçlarımız kuyumcunun yan duvarını balyozla delip, kasayı matkapla açıp altınları alıp kaçmak veya bir banka çalışanının zimmetine para geçirip ortadan kaybolmasıdır.
İş arkadaşlarınızla sağlıklı bir iletişim kurmak performans ve başarınız üzerinde çok önemli bir etkiye sahiptir. İş arkadaşlarınızla aranızda oluşan negatif elektrik sizi zamanla o kadar yıpratır ki bir bakmışsınız ki farkında olmadan asabi, hoşgörüsüz ve hatta paranoyak bir insan haline gelmişsiniz.
Bana; Bosna Hersek ile ilgili ne bildiğimi sorarsanız vereceğim tek yanıt bayan voleybol takımıdır. Boşnak bir arkadaşımla sohbet ederken bu ülkeyi ne kadar az tanıdığımı fark ettim. Mesela siz Branko Copic adını hiç duymuş muydunuz? Ben duymamıştım açıkcası. Bosna Hersek asıllı olan Copic kendi ülkesinde oldukça tanınmış bir yazar.
CV Yolla.com organizasyonuyla 1 Ekim'de İzmir'de okurlarımla buluşuyorum. "İş Görüşmelerinde İkna Edici İletişim"
Mesleğe ilk başladığımda magazin muhabiriydim. Arkadaşlarımın ancak rüyada görebileceği insanların evinde yemek yer, dünyanın en ünlü sanatçılarıyla sohbet etme imkanım olurdu. Arşivimi karıştırdığım zamanlar hep magazin yaptığım günler aklıma gelir. Tabi o zamanlar fihristim bütün popüler mankenlerin ve hoş bayanların telefon numaralarıyla doluydu.
Üniversite yıllarımda Percy Ross'un bir kitabını okumuştum, "Ask For Moon and Get It". Geçtiğimiz akşam tozlu rafları karıştırırken kitaba tekrar rastladım. "İstemesini bildikten sonra her şeyi elde edebilirsin" fikrini işleyen kitap sanıyorum Türkçe'ye çevrilmedi.
Muzip öğrencilerden birisi dersin sonunda geriye doğru yaslanıp iç çekerek, "Hocam, iletişim, ikna, manipülasyon hepsi iyi güzel de biz, esas kızlarla nasıl arkadaşlık kuracağız onu anlatsanız." dedi. Sınıfta gülüşmeler oldu doğal olarak. Öğrencinin isminin "Kemal" olduğunu söyleyip onu mahçup etmek istemem tabi.
Personel devir oranı dendiğinde kastedilen şey işyerine eleman giriş çıkış trafiğidir. Mücbir sebeplerden bu oran sıfır olamaz, çalışanlar emekli olurlar, ayrılırlar veya yeni pozisyonlar açılır gibi… Ama en azından sıfıra yakın tutulmaya çalışılır.
Meslek seçmek aslında yaşam tarzı seçmektir. Mesleğimiz karakterimiz ve davranışlarımız üzerinde de etkili olur. Mesela her sabah mahallenin kahvesine traş olup, jilet gibi giyinerek gelen ve herkesle gereksiz mesafeli, yalnız birilerini gördüğünüzde hemen asker emeklisi olduğunu tahmin edebilirsiniz.
Değişen dünya çalışanların yeni yeni yetkinliklere sahip olması zorunlu kılıyor. The Wall Street Journal'dan Ruth Mantell son yazısında konuyla ilgili bir takım tespitlerde bulunmuş. Bunlara geçmeden önce yetkinlik lafı üzerine bir kaç söz seyleyelim. Yetkinlik deyince kastetdiğimiz şey bir kişinin gerçek anlamda performanısını ortaya koyabilmesi ve iş sonuçlarına katkının ortaya çıkabilmesi için göstermesi beklenen yetenek ve davranışlardır.
Prof. Dr. Ahmet Çelikkol'la Aydın'da düzenlediğimiz bir seminere gidiyorduk. Yolculuk esnasında laf lafı açtı, kimi isimlerin ne kadar tuhaf, kimi isimlerinse ne kadar iddialı olduğunu konuştuk. "Bak! Ahmet" dedi hoca, "Seninle benim ismim ne kadar sıradan. Oysa bir Sadun ismi ne kadar aristokratik değil mi?" Gerçekten de adı Sadun olan bir profesör tanıdığımızın ne kadar farklı bir kişiliği olduğu aklımıza geldi. Sonra da Sadun Boro, Sadun Aksüt, Sadun Aren, Sadun Tanju'yu andık.
Küreselleşme ve bilgi teknolojilerinde yaşanan baş döndürücü değişim hayatımızı her yönüyle etkiliyor. İş yapış kültürümüz de değişiyor. Geleneksel yöntemlerin artık geçerliliğini yitirdiğini görüyoruz. Ne üretirsek üretelim dünyanın bir yerinde bizden çok daha ucuza üretip satabilecek rakiplerimiz var artık. Ürünümüzü farklılaştırmaktan başka çaremiz kalmadı gibi görünüyor.
 2 


Üyelik Girişi
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam44
Toplam Ziyaret117953