ANA SAYFA


MANİPÜLATİF İKNA TEKNİKLERİ EĞİTİMİ
16 ARALIK'TA İZMİR'DE




ULUSLARARASI KIBRIS ÜNİVERSİTESİ KARİYER GÜNLERİNİN AÇILIŞ KONUŞMACISIYDIM...





Nereye gideceğini bilmeyen bir kaptan için yelkenlerini dolduran rüzgarın bir faydası var mıdır? Şu ana kadar gençlerde gözlemlediğim en önemli sorun bir hedeflerinin olmaması. Üniversitede ders verdiğim 4 farklı sınıfta toplam 150 öğrenciye soruyorum "Senin hedefin ne? Bundan 10 yıl sonra kendini nerede görüyorsun? Neleri başarmış olacaksın? Nasıl bir yol haritan var?" Cevap "Hıı!"
İş ararken iyi hazırlanmış bir özgeçmiş yazısının ne kadar önemli olduğunu biliyoruz. Kapak yazıları da en az özgeçmişin kendisi kadar önemlidir. Pek çok kişi kapak yazılarını ihmal eder. En azından benim posta kutumdaki özgeçmişlerin hiç birisinde kapak yazısı yok. Bu konuyla ilgili yazılmış onlarca kitap ve yüzlerce makale olmasına rağmen ısrarla e-posta gönderip "Nasıl iyi bir kapak yazası yazabilirim?" diyen okurlarım işte şimdi sizlere sesleniyorum....
Uzun süredir çok ihtiyaç duyduğunuz işi bir türlü bulamıyor, bütün kapıların yüzünüze kapandığını, bunalıma girdiğinizi düşünüyorsanız inanın bana, yalnız değilsiniz. Tüm batı ülkelerinde olduğu gibi Türkiye'de de milyonlarca insan sizinle aynı kaderi paylaşıyor. İş aramada başarılı olabilmek için öncelikle içinde yaşadığımız toplumun iş yapış kültürünü iyi anlamak gerekiyor.
15'inci yüzyıl bilim çevrelerinde dünyanın dümdüz bir tepsi gibi olduğu kanısı hakimdi. Bu inanışa göre eğer denizciler uzun müddet açık denizde yol alırlarsa dünyanın kenarına gelip oradan da aşağıya düşeceklerdi. Bunun yanında denizlerde yaşayan devasa boyutlardaki canavarlar da denizcileri korkudan tir tir titretiyordu. İspanya Kraliçesi tarafından çıkarılan bir yasayla gemilerde rom bulundurma zorunluluğu getirilmişti. Bunun tek sebebi gemicilerin canavar korkusunu biraz olsun içkiyle azaltabilmekti. Her tayfanın günde en az bir tas rom içme hakkı bulunuyordu.
İş ilanındaki bütün özelliklere sahiptiniz. Hatta apaçık sizi tarif ediyorlardı. Başvurdunuz, görüşmeye çağrıldınız, görüşmede her şey mükemmel gitti. Tam ve tatmin edici cevaplar verdiniz, iyi bir intibağ bıraktınız. Sizinle temas kuracaklarını söylediler. "Bu defa tamam" diyerek ev döndünüz, sabırsızlıkla bir haber beklediniz. Ancak bir, iki, üç gün derken neredeyse bir hafta geçti ama o telefon hiç çalmadı. Sonradan öğrendiniz ki pozisyona bir başkası alınmış.
Hoşlansak da hoşlanmasak da milyarlarca insan gibi yaşamamızı devam ettirmek için çalışmak zorundayız. Kimimiz kendi iş yerinde, kimimiz fabrikada kimimiz de şık ofislerde... Doğal olarak her iş yerinin kuralları ve kültürü var. O şirketlerde çalışan binlerce insan da ortak bir yaşam sürüyor. Bu ortamlarda güzel dostluklar da kuruluyor, zorunlu birliktelikler de yaşanıyor. Bazen sıkıcı ve stresli olan iş yerlerini biraz daha eğlenceli hale getirmek de yaratıcı çalışanlara düşüyor.
Dünya hızla değişiyor. Gelişen teknoloji, ağırlaşan rekabet koşulları işgücünün de artık çok daha yetkin olmasını kaçınılmaz kılıyor. Yurtdışı piyasaları bilen farklı şirketlerin iş yapış teknikleri hakkında tecrübe sahibi, yabancı dil bilen ve sürekli gelişmeleri takip edip kendini yenileyen insanlara ihtiyacı var. Firmanız zaman içerisinde dış etkilere paralel olarak gelişiyor yeni atılımlar yapıyorsa varolan işgücünüz de buna paralel olarak gelişmeli.
Masada oturan arkadaşım adeta kıvranıyordu, "Yaa arkadadaş ne elektrik ne de su parasını yatırabildik. Yarın, bigün kesmeye de gelirler. Gelene gidene bir ikramda da bulunamıyoruz çünkü çay alacak para da yok!" Kuzey Londra'daki Türk-İslam dernekleri çoğu zaman maddi sıkıntı içindedir. Üyelerin çoğu işsiz gençler olduğu için kimse aidat falan ödemez.
Geçtiğimiz hafta "Kariyer Planlama ve Yönetimi" konulu bir konferans vermek için Muğla Üniversitesi'ndeydim. 1992 Yılında kurulan üniversitede ortalama 24.000 öğrenciye, 900'ü aşan öğretim elemanı ve 700'e yaklaşan idari personel ile eğitim-öğretim hizmeti veriliyor. Ünlü hayırsever Sıtkı Koçman sayesinde üniversite modern ve tam donanımlı bir eğitim yuvası haline gelmiş. Yarım günlük ziyaretim sırasında Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yusuf Ziya Erdil ve Prof. Dr. Tuncer Asunakutlu ile uzun uzun sohbet ettik. İki hocamızın da vizyonlarından etkilenmedim desem yalan olur.
Küçükken annem bizlere "Okuyun adam olun, mesleğinizi elinize alın. Okumayacaksanız da sizi bir ustanın yanına vereyim" derdi. Ben annemin sözünü tuttum, okudum. Ağabeyim ise somyacı Ömer Usta'nın yanına yerleşti. Sonunda ne oldu biliyor musunuz, ağabeyim çalışma disiplini kazandı, üretmeyi öğrendi, para alışverişini öğrendi. Kendi işyeri, personeli var aylık kazancı benimkinin en az beş katı. Gördüğü itibar da cabası.
Pazarlama uzmanları, sık sık bir "marka imgesi" ya da "şirket imgesi" oluşturmanın öneminden bahsederler. Marka imgesi, bir markanın simgelediği zihinsel modeldir. İmgelem, bir şeyi zihnimizde resmettiğimiz ve onun nasıl göründüğünü, nasıl bir his verdiğini, tadının nasıl olduğunu, vb. hayal ettiğimiz zaman oluşur.
İş arkadaşlarınızla sağlıklı bir iletişim kurmak performans ve başarınız üzerinde çok önemli bir etkiye sahiptir. İş arkadaşlarınızla aranızda oluşan negatif elektrik sizi zamanla o kadar yıpratır ki bir bakmışsınız ki farkında olmadan asabi, hoşgörüsüz ve hatta paranoyak bir insan haline gelmişsiniz. Zaman zaman iş arkadaşlarınızın sizin hakkınızda ne düşündüğünü öğrenmek ve size karşı tutumlarını gözlemlemek yararınıza olabilir.
Günümüzün en önemli sorunlarının başında işsizlik geliyor. Milyonlarca insan iş bulamamaktan, işverenlerin önemli bir kısmı da kalifiye eleman yokluğundan şikayetçi. Peki ne yapmalı? Türkiye artık 10 yıl öncesi gibi değil. Bilgi teknolojilerinde yaşanan baş döndürücü değişim, hayatımızı pek çok alanda etkiledi. Eskiden iş ararken ya eş dost tavsiyesine göre hareket edilir ya da gazete ilanları takip edilirdi. Hiç olmadı; kapı kapı şirketler dolaşılır iş olup olmadığı sorulurdu.
Günümüz işyaşamında karşılaştığımız sorunlardan bir tanesi de özgüven eksikliği. Sizin de işyerenizde bazı insanların karar almaktan kaçındığı, en ufak sorunları bile çözmeye çalışmak yerine üstlerine götürdüğü oluyor mu? Askerlik dönemimi eğitim çavuşu olarak geçirdim. Acemi erlerde gözlemlediğim en önemli sorun özgüven eksikliği idi. Nasıl mı? İki asker düşünün. İkisine de aynı emiri veriyorsunuz: "Depoya git ve 2 nolu eğitim çantası al ve getir!" Birinci asker beş dakika sonra geri dönüp "Komutanım, depo kilitliydi çantayı alamadım" diyor.....
Franco dönemi İspanyası'nın en önemli isimlerinden birisi şüphesiz 'El Lobo', yani 'Kurt'tur. Diktatörlük rejimi 1970'li yıllarda İspanya sokaklarında sert rüzgarlar estirirken, Bask bölgesinin bağımsızlığını savunan ETA örgütü de şiddet eylemlerini tırmandırmıştı. Ölmekte olan bir diktatörlüğe karşı bu güç gösterilerinin amacı, orduyu tahrik etmek ve baskı hareketlerini başlatmaktı. Ardı arkası kesilmeyen ETA saldıraları sayesinde dikta yönetimi iyice köşeye sıkıştı.
 6 


Üyelik Girişi
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam42
Toplam Ziyaret117951